Kıbrıs’ta torpil neden “ayıp” değil, norm?
Öncelikle bu noktaya bir açıklık getirerek yazıma başlamak istiyorum. Şaka ile karışık söylenen ve zamanla gerçek bir tavsiyeye dönüşen “torpil”, adamızın acı gerçeklerinden biridir. Adanın kuzeyinde statükonun yarattığı ekonomik bunalım, ambargolar ve bunun sonucunda ortaya çıkan büyük kamu istihdamı; “meşhur kamu işine girip hayatını kurtarma” hayalini doğurmuştur. Ben bu hayale “The Cypriot Dream” adını veriyorum.
Bu yazıda devlet–özel sektör karşılaştırması ya da ekonomideki rollerini tartışmayacağım; ne yazının konusu bu ne de benim uzmanlık alanım. (Bu konularda Halef Kurt arkadaşımın derin ve düşündürücü yazıları vardır, göz atmanızı öneririm.)
Ada kültürünün beğenmediğim yönlerini açıkça ama yapıcı bir dille eleştiren biri olarak, bugünkü eleştirim torpilin yaygınlığı ve normalleştirilmesi üzerine. Burada ikinci kısım çok daha önemlidir. Çünkü yanlış bir şeyi normalleştirirsek, onu düzeltilmesi gereken bir sorun olarak görmekten çıkarırız. Zamanla bu davranış bir alışkanlığa, hatta daha da kötüsü kültürün bir parçasına dönüşür. Sonunda da “Kıbrıslı denince akla gelen” şeylerden biri hâline gelir.
Bu sorunu anlayabilmek için kökenine inmek gerekir. Bir davranış nasıl olur da toplum tarafından ayıp karşılanan bir şey olmaktan çıkar, bunu yapmayanların “enayi”, yapamayanların ise “şanssız” görüldüğü bir noktaya gelir? Ben bunun cevabının büyük ölçüde ekonomik sebeplerde yattığını düşünüyorum.
Başta da belirttiğim gibi, izole edilmiş, fırsatları kısıtlı ama yine de konforlu ve yavaş bir hayat vaat eden bir düzen söz konusu. Kapı tam kapalı değil; aralık. Bu da insanları o aralıktan içeri bakmaya, en azından profesyonel kariyerlerini sürdürebilecekleri bir yol aramaya itiyor.
Özel sektörde iş açığının neredeyse hiç olmaması, hatta çoğu alanda iş gücü fazlası bulunması; buna ek olarak özel sektörün devlete kıyasla daha az güvence ve fayda sunması, insanları bir yerden torpil bulup “kendini kurtarmaya” yöneltiyor. Burada şunu da net söylemek gerekir: Torpil sadece devlet işlerinde vardır demek yanlış olur. Tanıdık aracılığıyla özel şirketlerde bir yerlere gelenler de az değildir.
Zamanla herkes “günümü kurtarayım” ve “daha iyi standartlarda bir hayat süreyim” derdine düşünce, ahlaki pusula olmasını beklediğimiz anne babaların bile bunu normalleştirmeye başladığını görüyoruz. Bu, aslında oldukça doğal bir sonuç. İnsanlar çaresizlikten torpili normalleştiriyor.
Peki bu durum torpili meşru kılar mı? Elbette hayır.
Ancak her şeyin aynı şekilde devam ettiği bir düzende, tüm suçu halka yükleyip halktan “uslu durmasını” beklemek de gerçekçi değildir. Refah getirecek olan şey, bireysel ahlak çağrılarından ziyade ekonomik ve siyasi çözümlerdir.
Peki torpille dönen bir sistemin ekonomi üzerindeki sonucu ne olur? En basit hâliyle, bulunduğu yeri hak etmeyen beceriksiz insanların, başkalarının hak ettiği pozisyonları işgal ettiğini görürüz. Bunun sonucu olarak verimsiz çalışan bir kamu ve özel sektör ortaya çıkar; düşük verimlilik, düşük üretkenlik ve düşük yaşam kalitesi kaçınılmaz olur.
Ambargolarla izole edilmiş bir toplumda yaşıyorsanız ve uluslararası şirketlerin sunduğu alternatiflerden yararlanma şansınız yoksa, önünüzde iki seçenek kalır: Ya bu düşük yaşam kalitesine razı olursunuz ya da göç etmek zorunda kalırsınız.
“Zorunda kalmak” ifadesini özellikle kullanıyorum. Çünkü bu durum bireysel tercihten çok, sistemsel bir maruziyetin sonucudur. Sosyal bilimlerde buna “yapısal şiddet” denir. (Eğer başka bir arkadaşım benden önce bu konuda yazmazsa, ileride buna dair ayrı bir yazı yazmayı da düşünüyorum.)
Bütün bu tablo, fırsatçı şirketlerin adada belirli sektörler üzerinde tekel kurmasına benzemektedir. Başka bir seçeneğiniz olmadığı için, yazılı olmayan ama herkes tarafından benimsenmiş olan şu cümleyle karşı karşıya kalırsınız: “İşinize gelirse.”
Buna rağmen toplum tamamen kaybolmuş ya da çaresiz değildir. Kimi bunu siyasi lider tercihleriyle, kimi ise başka ülkelere göç ederek bireysel kaçış yollarıyla aşmaya çalışmaktadır. Ancak uzun vadede görünen tek gerçekçi çözüm, ancak ve ancak siyasi bir çözümle mümkündür. Aksi hâlde bu düzen, kendini yeniden üretmeye devam edecektir.