Kıbrıs Neden Tüm Tehditlere Rağmen Güvenli? Güvenlik ve Riskin Birlikte Varoluşu
Sosyal medyada İran–İsrail savaşının Kıbrıs ekseninde değerlendirildiği paylaşımların altındaki yorumları okuyunca, tartışmanın oldukça kısır bir noktaya sürüklendiğini fark ettim.
Yorumlarda iki temel görüş öne çıkıyordu. Bir kesim, mevcut gerilimde Kıbrıs’ın karşı karşıya olduğu tehdidin Güney Kıbrıs’ın izlediği dış politikadan kaynaklandığını savunuyor; diğer kesim ise adanın risk altına girmesinin asıl nedeninin egemen İngiliz üsleri olduğunu, bu nedenle de tek sorumlunun İngilizler olduğunu ileri sürüyordu.
Oysa bu iki yaklaşımın da tek başına durumu açıklamakta yeterli olduğunu söylemek zor. Sanırım bu konuda en dengeli değerlendirmelerden birini Prof. Dr. Kudret Özersay yaptı. Özersay’ın da işaret ettiği gibi, Kıbrıs’ın bugün hedef hâline gelmesinde hem askeri üslerin varlığı hem de Güney Kıbrıs’ın son yıllarda izlediği dış politika birlikte rol oynuyor.
Bu nedenle tartışmayı “üsler mi yoksa dış politika mı?” gibi tek boyutlu bir ikileme indirgemek, Kıbrıs’ın içinde bulunduğu güvenlik denklemine bakmayı zorlaştırıyor.
Güney Kıbrıs’ın Değişen ABD Eksenli Dış Politikası
Son yıllarda Güney Kıbrıs’ın dış politikasında Batı ile askeri ve güvenlik alanındaki iş birliklerinin daha görünür hâle geldiğini söylemek mümkün. Nikos Anastasiadis döneminden bu yana ABD ve Batı eksenli bir yönelim dikkat çekiyor. Bu süreçte özellikle askeri altyapı ve güvenlik iş birlikleri üzerinden yeni bir ilişki ağı oluştu.
Her ne kadar adadaki İngiliz egemen üsleri Birleşik Krallık toprağı sayılıyor olsa da bölgede devriye gezen Amerikan, İngiliz ve Yunan uçaklarının yalnızca Ağrotur’dan değil, Baf’taki Andreas Papandreou Hava Üssü’nden de havalandığını hatırlamak gerekiyor.
Son yıllarda Baf’taki üs, ABD ile geliştirilen askeri iş birlikleri kapsamında daha fazla gündeme gelirken, ABD’nin kendi uçaklarının kullanımı için bu bölgede altyapı çalışmalarını sürdürdüğü de bir gerçek. Bu tablo, Güney Kıbrıs’ın Batı güvenlik mimarisiyle askeri ilişkilerini giderek derinleştirdiğini göstermenin yanı sıra, Kıbrıs’a yönelik tehditlerin de anlam kazanmasına rol oynuyor.
Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?
Her ne kadar geçtiğimiz günlerde İran ya da Lübnan kaynaklı insansız hava aracı saldırılarının hedefi Ağrotur’daki İngiliz egemen üssü olsa da Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana İran destekli Hamas ve Hizbullah gibi örgütler de Kıbrıs’ı, ABD’nin askeri unsurlarına ev sahipliği yaptığı gerekçesiyle hedef alabileceklerini zaman zaman dile getiriyor.
Dolayısıyla adadaki askeri varlık yalnızca bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası değil; aynı zamanda Kıbrıs’ı bölgesel gerilimlerin daha görünür bir unsuru hâline getiren faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Tüm bunlara rağmen Kıbrıs neden güvenli bir yer?
Ancak Kıbrıs’taki güvenlik tartışmasını yalnızca askeri üsler üzerinden okumak da eksik bir değerlendirme olur. Güney Kıbrıs Avrupa Birliği üyesi. Cumhuriyet’in garantörleri olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ise NATO üyesi.
Bu bağlamda her ne kadar gerek Güney Kıbrıs’ın izlediği dış politika gerekse de İngiliz üsleri adayı tehlikeli bir pozisyona sürüklese de adanın güvenliği de tehditle paralel olarak sağlanmakta.
Bu nedenle Kıbrıs’ın karşı karşıya olduğu güvenlik riskini yalnızca İngiliz üslerine bağlamak da, yalnızca Güney Kıbrıs’ın dış politikasına indirgemek de yeterli bir açıklama sunmaz.
Toparlamak gerekirse, kendi aramızda “Sorumlu üsler mi, dış politika mı?” tartışmasından ziyade, bu riski yaratan faktörlere odaklanmak ve adamızı riske atan kişilere sütten çıkmış ak kaşık muamelesi yapmamamız gerektiğini düşünüyorum.