Back to all articles

Kıbrıs’ta Statükonun Paradoksal İstikrarı: Çözümsüzlük Bir Sorun mu, Yoksa Çözüm mü?

Yayınlandı 1 January 2025 · 4 dk okuma

Editör CyTopic Editorial Team

Kıbrıs’ta sorun, çoğu zaman çözümsüzlük olarak tanımlandı.

Oysa altmış yılı aşan bu süreç, artık bir yokluk hâlini değil; kendi kurumlarını, alışkanlıklarını ve çıkar ilişkilerini üretmiş kurumsallaşmış bir statükoyu ifade ediyor.

Bugün Kıbrıs sorununun temel açmazı, çözüm arayışının tükenmiş olması değil; statükonun taraflar açısından çözümden daha güvenli ve öngörülebilir görünmesidir.

Bu nedenle Kıbrıs’ta çözüm, ideal olanı dayatmakla değil; mevcut gerçeklikten kopmadan, onu dönüştürebilecek kadar kapsamlı bir çerçeveyle ele alınmak zorundadır.

Aksi hâlde çözüm adına atılan her adım, bugüne kadar olduğu gibi, yalnızca statükonun ömrünü uzatmaya devam eder.

Kusurlu ama Güvenli Bir Liman: 60 Yıllık Statüko

1963’te fiilen çöken ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ardından ortaya çıkan düzen, özellikle 1974’ten sonra çatışmasızlık temelinde yeni bir denge üretti.

Yaklaşık elli yıldır iki toplum arasında doğrudan bir silahlı çatışma yaşanmamış olması, statükoyu birçok insan için kusurlu ama güvenli bir seçenek hâline getirdi.

Bu güvenlik duygusu, zamanla çözüm arzusunun önüne geçti.

Yakınlaştırıcı Adımların Statükoyu Güçlendiren Paradoksu

Geçiş noktalarının açılması, Güven Yaratıcı Önlemler, Yeşil Hat Tüzüğü ve benzeri düzenlemeler, iki toplum arasındaki temas ve etkileşimi artırdı.

Ancak aynı zamanda mevcut bölünmüşlüğü daha yaşanabilir hâle getirdi.

Çözüm için tasarlanan bu adımlar, pratikte statükonun gündelik hayatla uyumlu bir düzene dönüşmesine katkı sundu.

Böylece statüko, geçici bir aşama olmaktan çıkıp sürdürülebilir bir yapı görünümü kazandı.

Bugün hem kuzeyde hem güneyde yapılan kamuoyu araştırmaları, ekonomi, sağlık ve sosyal refahın Kıbrıs sorunundan daha öncelikli görüldüğünü ortaya koyuyor.

Bu durum çözüm iradesinin yokluğundan değil, statükonun yeni bir istikrar üretmiş olmasından kaynaklanıyor.

Kuzey ve Güney: Statükonun Ürettiği Kavramlar

Bugün kullandığımız Kuzey ve Güney kavramları dahi statükonun ürettiği ve normalleştirdiği bir dilin parçasıdır.

Bu ayrım yalnızca fiilî bölünmeyi değil, zamanla hukuki ve siyasal çerçeveleri de şekillendirmiştir.

Birleşmiş Milletler parametreleri arasında yer alan iki bölgelilik ilkesi, bu uzun süreli fiilî ayrılığın uluslararası alanda meşrulaşmasına yol açmıştır.

Başlangıçta geçici görülen bölünmüşlük, zamanla çözüm arayışının temel yapı taşlarından biri hâline gelmiştir.

Statüko ve Kuzey

1974’ten bu yana Kuzey Kıbrıs’ta statüko kendi ekonomik ve siyasal ekosistemini üretmiştir.

Uluslararası tanınmamışlığa rağmen işleyen kurumlar, seçimler, bürokrasi ve ekonomi, fiilî devlet yapısının toplum nezdinde normalleşmesine yol açmıştır.

Bu süreç, federal çözümü savunan kesimler içinde bile kendi kendini yönetme fikrini merkezî bir değer hâline getirmiştir.

Bugün Kuzey’de statükodan fayda sağlayan yalnızca siyasal elitler değil; hayatını bu düzen içinde kurmuş geniş bir toplumsal kesim de vardır.

Bu nedenle çözüm, birçok kişi için risk ve belirsizlik anlamına gelirken, statüko tanıdık ve öngörülebilir bir çerçeve sunmaktadır.

İki devletli çözüm fikrinin geniş karşılık bulması, bir kopuştan çok bu uzun normalleşme sürecinin doğal sonucudur.

Statüko ve Güney

Statükoya bağlılık yalnızca Kuzey’e özgü değildir.

Güney Kıbrıs’ta da mevcut düzen ciddi bir kurumsal ve siyasal konfor alanı yaratmıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adanın tamamı adına tek temsil yetkisini kullanması, güçlü bir diplomatik ve siyasal avantajdır.

Federal bir çözüm, egemenliğin, karar alma süreçlerinin ve uluslararası temsilin yeniden tanımlanmasını gerektirir.

Bu durum Güney’deki birçok aktör için mevcut üstünlüğün kaybı anlamına gelir.

Bu yüzden statükoya destek, çoğu zaman açık çözüm karşıtlığı şeklinde değil; zamanın Güney’in lehine işlediği varsayımı üzerinden ifade edilir.

Statükonun Ortak Cazibesi

Bugün statüko, iki toplum için de farklı nedenlerle caziptir.

Kuzey’de kurumsal tanınma ve özyönetim pratiği üretirken, Güney’de uluslararası meşruiyeti ve tek temsil avantajını korur.

Bu ortak çıkar zemini, çözümü değil mevcut düzeni rasyonel kılar.

Bu nedenle sorun, tarafların çözüm istememesi değil; çözümün statükoya kıyasla yeterince ikna edici görünmemesidir.

İki Kurucu Devletli Desantralize Federasyonu Anlamak

BM parametreleriyle uyumlu, iki bölgeli, iki toplumlu ve iki kurucu devletli desantralize bir federasyon, idealist bir model değil; gerçekçi bir uzlaşma zemini olarak ele alınmalıdır.

Bu model, statükonun ürettiği korkuları yok saymak yerine onları dönüştürmeyi hedefler.

Güçlü kurucu devletler Kuzey’de oluşan yönetsel alışkanlıkları tanırken; ortak federal yapı Güney’in meşruiyet ve güvenlik kaygılarını ortak zeminde ele alır.

Amaç, statükoya mümkün olduğunca yakın bir noktadan başlayarak onu işlevsiz kılacak bir dönüşüm yaratmaktır.

Statüko Artık Yönetilebilir Hâle Geldi

Kıbrıs’ta çözüm, statükonun bir gün kendiliğinden çökeceği varsayımına bağlanamaz.

Altmış yılı aşan deneyim, statükonun çökmediğini; aksine yönetilebilir ve hatta tercih edilebilir hâle geldiğini göstermektedir.

Bu nedenle asıl soru şudur:

Eğer statüko kusurlarına rağmen güvenli, öngörülebilir ve işlevliyse, çözüm neden gerekli olsun?

Bu soruya ikna edici bir yanıt üretilmediği sürece, en iyi niyetli çözüm girişimleri bile statükoyu güçlendirmeye devam edecektir.

Kıbrıs’ta çözüm, statükonun sona erdiği gün değil; iki toplumun da statükonun artık yeterince iyi olmadığına birlikte karar verdiği gün mümkün olacaktır.

What did you think of this article?

Ad space (728x90) – supports Cylingo & CyTopic

Want to share your own story? Visit 'Write With Us' on the homepage