Back to all articles
CYTOPIC ORIGINAL

Rum ¹ kimlikliler vs Evrodolar ²

Yayınlandı 13 January 2026 · 6 dk okuma

Editör CyTopic Editorial Team

Karma evlilikler meselesi geçmişten günümüze kadarki süreçlerin kapsamlıca düşünülmesi gerektiği, göründüğünden daha komplike olan bir sorundur. Ve fakat, ben bu yazıda, tarih konusunda iddialı olmamanın endişesinde de bulunduğumdan, konunun güncel kısmından bahsetmeyi daha doğru buluyorum.

Şimdi konu çok derin tabii ama ben biraz günümüzde kalıp bu konunun kanımca neden bu kadar üstünde durulması gereken ve nasıl {Kıbrıslı Elen hükümetinin} (çünkü bana göre Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin sadece adı kalmıştır ve bir nevi Kıbrıslı Elen Hükümetine (ç)evrilmiştir-nedeni birazdan geliyor) bizi bu kadar mağdur ettiğine değinmek istiyorum.

1974 müdahalesiyle birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti dediğimiz yapının güneye kayması ile birlikte Kıbrıslı Türkler de kendi yönetimsel yapılarını kurmaya çalışır. Kısa süreli kurulan yapıların ardına 1983’te şu ana kadar devam ediyor olan KKTC kurulur. Bu hükümetin adı altında doğan melez çocuklar vardır ve bu çocuklar dolayısı ile KKTC kimlikli bireyler olarak dünyaya gelmiştirler (bkz. Bendeniz). Bu çocukların ortak bazı özellikleri vardır. Anne ve babadan biri Türkiyeli, biri Kıbrıslıdır ve çocuklar Kıbrıs’ta doğmuştur. Büyük bir kısım yukardaki tanımlamaya uysa da Türkiyeli kısmın yanında Rus, Pakistan, Bulgaristan gibi ülkelerin vatandaşı ebeveynler de vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti bir nevi “Avrupalı olmayan” ayrımcılığı yapmakta. Çünkü Ebeveynlerin ikisi de Avrupa Birliği vatandaşıysa çocuk genelde vatandaşlığı alabilmekte, ve fakat yukarda bahsi geçen ülkeler gibi Avrupa Birliğinde olmayan bir ülkedenseler vatandaşlık alamamaktalar. İlginç bir biçimde, Bulgaristan Avrupa Birliği ülkesi olmasına rağmen Bulgaristan vatandaşı ebeveynli çocuklar da vatandaşlık konusunda büyük bir sıkıntı çekmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’na göre Kıbrıs vatandaşı olabilmek için ebeveyninden birinin Kıbrıs vatandaşı olması yeterlidir ve bu vatandaşlık çocuğun Anayasal hakkıdır.

Kıbrıs Cumhuriyeti bir Avrupa birliği ülkesidir ve AB ülkelerinin vatandaşlık yasaları AB temel şartına ve insan haklarına uygun olmalıdır. (Tabii İnsan haklarını çok savunduğunu iddia eden Avrupa birliği gerçekten bu konuyu önemsiyor mu yoksa sadece önemsiyormuş gibi mi yapıyor?)

Dönelim gerçeklere,

Hristodulidis’in Avrupa birliğinin bu sene başkanlığını yöneteceği Kıbrıslı Elen hükümeti, Çok Avrupalı Kıbrıslı Elen hükümeti, anne-babası adanın kuzeyinde tanışıp evlenen ve adanın kuzeyinde doğan çocukları {İşgal altında doğan çocuklar} olarak kabul eder ve İşgal altında doğan çocukların ebeveynlerinden biri Türkiye kökenli ise konu daha da işin içinden çıkılmaz hale gelir, Rum kimliğine elveda. Çünkü biz evrodolar¹ doğduğumuz bölgeden sorumlu ve pek tabii aynı şekilde suçlusuyuzdur. Suçluyuzdur çünkü kuzeyde doğmuşuzdur, suçluyuzdur çünkü annemiz ya da babamız ‘barbar-düşman’ ülke vatandaşıdır-tabii söylemeliyim ki Kıbrıs’a Faşist darbe yapmış Yunanistan çok masumdur(!). Adanın genel nüfusu için Avrupa Birliğinden alınan paradan bize bir şey düşmez çünkü bir Juda’nın³ torunlarıyızdır. Doğumu suçlular olarak Rum kimliklilerin istediği Avrupa ülkesine istediği gibi girip çıkmasını, yabancı ülkelerde okuyabilmesini(tabii tek sorun bu değil ama…), Güney’de resmi olarak çalışabilmesini izlemek bize bir görev olarak etfedildiştir bu yüzden. Konu sadece Avrupa’ya vizesiz gitmek değil. Anayasal hakkımızı kullanamadığımız gibi, bir de resmen önceden yaşananlardan dolayı bizim suçlu gibi lanse edilmemizle devam ediyor. Bu noktada söylemeliyim ki Kıbrıslı Türk politikacılara da sitemimiz olmalı çünkü geçmişten günümüze Kıbrıslı Türklülüğü çok savunduğunu, pek tabii sonuna kadar savunduğunu lanse eden, bu şemsiye altında paralar arsalar yeyen birçok siyasetçinin olduğu ve bizim bu siyasetçiler yüzünden de temsiliyetimiz çok eksik kaldığı aşikar.

Yazının başından beridir Kıbrıslı Elen hükümeti diyorum. Bu şekilde söylememin sebebi güneydeki hükümetin {Kıbrıs’ın} değil de {Kıbrıslı Elenlerin-hatta bazı noktalarda Yunanistan devletinin(bu arada kuzey bundan çok daha iyi çok doğru demiyorum ama konumuz güney olduğu için sapmayalım)} temsiliyetini yapıyor olması ve onların hakkını gözetiyor olması. Mesela; Kıbrıs cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan resmi dillerden biri de Türkçe’dir fakat hiçbir resmi kurumda Türkçeyi kullanmak mümkün olamamaktadır. Kamu görevlilerinin %30’u Kıbrıslı Türklerin hakkıdır ancak bu hak kullanılamamaktadır. Devlet yönetiminde Kıbrıslı Türkler de söz sahibi olmalıdır ancak bu hak da kullanılamamaktadır. Ya da başka bir örnek, sınır kapısından geçerken Kıbrıslı Türkseniz, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının-Kıbrıslı Türk olmayan Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının-geçtiği yerden değil, “Kıbrıslı Türkler” kısmından geçmek durumundasınız. Halbuki siz o ülkenin bizatihi ⁴ vatandaşınızdır, vatandaşlar arası bir ayrımcılık olabilir mi? Demek ki olabilirmi. Bunun pratik bir sebebi olabilir mi diye düşündüm fakat sonuçta kimlikler aynı, yani kimliklerin sisteme girişinde bir farklılık olmasa gerek. Yani bu bahsi geçen yönetim kendi vatandaşını kendi içinde ayırıyordu. Bu sebeplerle güneydeki yönetim bir Kıbrıslı yönetimi değil ama sadece Kıbrıslı Elen yönetimi Halbuki yazının başında belirttiğim Kıbrıs cumhuriyeti bütün adanın ve dolayısı ile adadaki bütün halkların yararlarını gözetmek için kurulmuştu. Bu adı halen daha taşıyan bir cumhuriyetin şu anın devletinden ancak utanç duyması beklenebilir!

Şimdi bizim hakkımız bu noktalarda bu kadar yenilirken Kıbrıslı Türkler haklarını ne kadar savunuyor-savunabiliyor? Kıbrıslı Elenlerin (milliyetçi kısmı geçtim tabii) Barışçıları, ya da insan hakları savunucuları bizi ne kadar önemsiyor? Ben bu konunun en hakimi değilim. elimden geldiğince, gerek İnstagram, gerek haber kuruluşları, gerek çevremle olan komünikasyonum ile belli bir derecede takip etmekteyim, ve şunu belirtmeliyim ki belli bir seviyenin üstünde takip eden biri olarak Kıbrıslı Elenler’in bu konuda pek te ses çıkardığını, bizim hakkımızı savunduğunu duymamıştım. Bu da demek oluyor ki bunun savunan varsa bile görünürlükleri çok az. Bu da demek oluyor ki ya yalandan savunuyorlar, ya da gerçekten bu konuda uğraşmaya motivasyonları veya vakit ve güçleri bulunmamakta, veya sayıları çok az. Yine de , Güneyde birileri var mı sorusuna aldığım cevaptan birkaç ismi zikredecek olursam; KISA, Anaokulu öğretmeni sendikası, bazı avukatlar vs gibi kesimleri sayabilirim.

Öte yandan kuzeye dönelim. Kuzeyde benim gördüğüm tabloya bakarsak, Tatar’ın her ne kadar “ben sizin(Kıbrıslı Türk gençleri) hakkınızı savundum, Hristodulidis’e öyle dedim böyle yaptım” gibi iddiaları olsa da(bu iddiaları gençlik kongresinde 1. Şahıs olarak dinledim) kendisinin bizim hakkımızı yeterince, veya en azından benim benimseyeceğim türde savunduğuna inanmıyorum. C’mon Ers, you could have done better!

Cumhurbaşkanlığına yeni gelmiş olan Tufan Erhürman’ın, Masaya giderken bu konuyu görüşeceğini belirtmesi, bu konuda açıklamalar yapması ve gündemde tutması şu ana kadar benim takdirimi almış durumda. Tabii yorum yapmak için çok erken ama ben şimdilik böyle devam edeceğini umduğumu söyleyim. İlerde ne olacağını merakla bekliyorum.

Geçmişte Avrupa Parlamentosu’nda görev alan Niyazi Kızılyürek ve çalışma ekibi ise görev yaptığı süre boyunca bu konuyu gündeme taşımaya çalışmıştır. Sadece Avrupa Parlamentosuyla kalmamakla birlikte, sivil toplum örgütleri ile görüşmelere katılmış, gerektiği yerde temsiliyetlerini yapmıştır.

Daha da geçmişteki cumhurbaşkanları, başbaşkanlar ve en önemli temsiliyetçilere değinmek isterdim fakat benim yaşım ve dolayısıyla bilgim eksik kalıyor o yüzden günümüzde kalayım.

Cumhurbaşkanları, siyasi liderler bu konuda çok önemli, evet. Ama onlar kadar önemli bir başka etken ise sivil toplum örgütleridir.

Adanın kuzeyinde bu konu hakkında mücadele eden ve benim biliyor olduğum iki örgüt bulunmakta. Başka örgütleri de duymuşluğum var fakat bilgi sahibi olmadığım için bildiğim iki tanesine değinmek daha doğru olur.

Kimliksizler derneği, adadaki karma evlilik/birliktelik sorunu yaşayan insanları toplamaya ve sorunu görünür kılmaya çalışan, sadece kimliksizlik sorunu yaşayan değil ama bu konuda bir şeyleri değiştirmek isteyen insanlardan oluşan, güneyde kitlesel eylemler ve yürüyüşler düzenleyen, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri ve AB ülkelerinin elçilikleri ile görüşmeler yaparak baskı yaratmaya çalışan, 675 imzalı bir dilekçeyle resmi olarak Avrupa Parlamentosu’na konuyu ileten ve İnsan hakları Mahkemesinden görüşülmesi için uğraşan bir sivil toplum kuruluşudur.

Karma evlilik sorunu çözüm hareketi adını taşıyan sivil toplum örgütü ise Birleşmiş Milletler üyeleri ile toplantılar yapan, Avrupa Birliği fonları ile paneller düzenleyen, kitapçık yayınlayan ve bu şekilde çeşitli yöntemlerle hak arayıcılığı yapan bir örgüttür. Son olarak ta halka bakalım. Adanın kuzeyinde yaşayan halk konuya maalesef yeterince ilgi göstermiyor, hak arayışını fazlasıyla eksik sürdürüyor. Eylemlere katılanlar, gerektiğinde dilekçe imzalayanlar, bireysel ve/veya kolektif ses çıkarmaya çalışanlar var ama etmemiz gereken mücadelenin çok altındayız, gene armut piş ağzıma düş’çülük oynuyoruz. Bravo!

Not: Bu yazıda bilgi ver yorumlarıyla katkı ve ilham veren Nazen Şansal’a, yıllardır konu hakkında tartıştığımız değerli dünyanın en politik insanı Doruk Ekingen’e, ve son olarak bu konuyu yazmama vesile olmuş olan Kıbrıs Cumhuriyetine teşekkürlerimle...

Rum ¹: Aslında Rum doğru bir tabir değil çünkü Rum kelimesi çok genel bir kelimedir ve sadece adada yaşayan Yunan kökenli insanları tanımlamaz. Bunun için “Kıbrıslı Elen” çok daha uygun bir terimdir. Zaten İngilizce ve Yunanca söylenişleri de bu şekildedir; Greek Cypriot, Ελληνοκύπριος(Ellenigikipros)

Evrodo ²: Piç(Cylingo.org)

Juda ³: İtalyanca’da İsanın 13. Havarisi, günahkar olan, ihanet eden. Hatta İtalyanlar “Porco Juda” şeklinde bir argosu vardır.

Bizatihi ⁴:kendiliğinden(sozluk.gov.tr); kendinden, özünden, aslından(lugatim.com)

What did you think of this article?

Ad space (728x90) – supports Cylingo & CyTopic

Want to share your own story? Visit 'Write With Us' on the homepage