Adanın Kuzeyinde Ragebait
“Ragebait”, en basit tabiriyle birinin diğer bir kişiyi sinirini bozmayı amaçlayıp ilgisini kazanmaya verilen isimdir. Bu tür içerikler algoritma tarafından öne çıkarılarak izleyicilerin uygulamalarda daha fazla vakit harcamasını amaçlar. Bütün dünyada olduğu gibi adanın kuzeyinde de bu tür haberlerin bu kadar hızlı yayılmasının nedeni, insanların “bilgisiz” olmasından çok, hayat şartları karşısında yorgun düşmüş olmalarıdır. Belirsizlikle, güvencesizlikle ve sürekli ertelenen bir gelecek duygusuyla yaşayan toplumlar, bir noktadan sonra bilgi aramak yerine daha çok duygu odaklı içeriklere yönelir. Ragebait tam olarak bu ihtiyaca hitap eder. İşleyişi, var olan öfkeyi canlandırmak üzerine kuruludur. Bu yüzden de burada işe yarar. Ben de geçmişte bu tür içerikleri fark etmeden fazlaca tüketmiş biri olarak, bu yazıyı yazma gereği hissettim.
Sosyal medyada karşımıza çıkan bu içeriklerin büyük bir kısmı bize yeni bir şey öğretmekten ziyade, zaten içimizde var olan bir huzursuzluğu alır, büyütür ve bize geri yansıtır. Sanki “Yalnız değilsin gardaş”, “Haklısın olân”, “Tabii ki sinirlenecen” der gibidir. Bu içeriklerin çoğu olayları eksik yansıtır; hatta bağlamından koparılmış, çarpıtılmış ve özellikle seçilmiştir. Ragebait’in gerçek gücü tam da buradan gelir: Gerçeği eğip, onu bir silaha dönüştürmekten.
Bu içerikleri üretenlerin ne kadarının bilinçli, ne kadarının fırsatçı olduğunu bilmek zordur. Takipçi kazanmak isteyenler, politik pozisyonunu güçlendirmeye çalışanlar ya da sadece izlenme sayılarını artırmayı hedefleyenler bu yöntemi kullanmaktadır. Ancak asıl endişe verici olan üretenler değil, bu içeriklerin bu kadar kolay yayılmasının arkasındaki sebeplerdir. Kabul etmemiz gereken bir gerçek vardır: Her zaman bu tür içerikleri üretenler olacaktır.
Burada en tehlikeli olan şey yalanın kendisinden ziyade, benimsenmesidir. Beklenenin aksine, sürekli öfke üreten bir bilgi ortamı halkı politik olarak aktifleştirmek yerine tam tersine apolitikleştirir. İnsanları o kadar yorar ki, herkesin bağırdığı ama kimsenin kimseyi dinlemediği bir atmosfer oluşur. Bu durum bir şeyleri değiştirmeye yetmez; çünkü bu öfke etkili bir tepkiye dönüşmez, dönüşemez. Sonuç olarak kararlar sessizce otoriteler tarafından alınmaya devam eder. Tam da bu yüzden ragebait, bir muhalefet aracı değil; statükonun en kullanışlı yakıtıdır.
Tepkilerin neden etkili sonuçlara dönüşemediğinin sebeplerinden biri de, kuzeydeki mevcut düzenin halkın siyasete katılımını büyük ölçüde seçimlerle ve zaman zaman sonucu belirsiz sendikal eylemlerle sınırlamasıdır. Oysa halkı temsil etmesi gereken milletvekillerinin halktan çok partilerini dinlemesi, sorunların çözümünü tıkayan temel unsurlardan biridir. Çözülmeyen ve hatta giderek artan bu sorunlar, fırsatçılar için verimli bir zemin yaratır.
Kısacası, bu kendi kendini besleyen döngüyü kıramadığımız sürece sonuçlar değişmeyecektir. Peki bunu nasıl değiştirebiliriz? Bu soruyu soran eleştirel zekâya sahip cesur insanlara kendi adıma şunu söyleyebilirim: Farklı bir şey denemek, mevcut statükodan her zaman daha iyidir. Sağcı ya da solcu olmanız fark etmez; bahsettiklerim hepimizi etkiliyor. Halkın doğrudan katılımını artıran bir demokrasi talebi temel olmalıdır.
Sıkıcı ve soyut cevaplarla kaçmak yerine, gerçekçi ve uygulanabilir adımlardan bahsetmek gerekir: Her paylaşıma değil, kaynağa bakma refleksi geliştirmek; “Buna neden kızdırılmak isteniyorum?” sorusunu sormak; alternatif anlatılar üretmek ya da üretenleri destekleyip yaymak.
Bunları toplum olarak içselleştirip uygulayabilirsek, bu sorunu doğal olarak sorunlar listemizden çıkarabiliriz. Unutmayalım: Toplumlar kendilerine layık bir liderlikle yönetilir. Daha iyi yönetilmek istiyorsak, halk olarak da gerekli noktalarda gelişmek zorundayız.