Back to all articles
CYTOPIC ORIGINAL

Çukurlu Yollarda Lüks Arabalar

Yayınlandı 20 September 2026 · 6 dk okuma

Editör CyTopic Editorial Team

Kuzey Kıbrıs’a her döndüğümde bir çelişki beni biraz daha fazla düşündürüyor. Çukurlu yollar, yetersiz sokak aydınlatmaları, çöpler, zayıf altyapı ve zaman zaman en temel kamu hizmetlerinde bile yaşanan aksaklıklar gündelik hayatın o kadar sıradan bir parçası hâline gelmiş ki, çoğumuz bunları artık fark etmemeyi öğrenmiş gibi. Buna karşılık aynı ortamda başka bir görüntü giderek daha dikkat çekici hâle geliyor. O da, son model arabalar, devasa villalar, en yeni telefonlar, pahalı markalar ve sürekli daha yenisine, daha büyüğüne, sözde daha iyisine yönelik olan arzu.

Elbette rahat bir ev, iyi bir araba ya da yeni bir telefon istemenin başlı başına yanlış bir tarafı yok. Bu yazı da insanların kendi paralarıyla ne alıp almaması gerektiği üzerine değil. Ancak beni düşündüren, özel tüketimimiz için beklediğimiz standartlarla ortak yaşam alanlarımızda kabullendiğimiz standartlar arasındaki mesafe. Bir şekilde, çukurlarla dolu bir yolda pahalı ve yeni bir araba kullanmak; telekomünikasyon altyapısının düzgün çalışmadığından şikâyet ederken piyasadaki en gelişmiş telefonlardan birine sahip olmak; ya da kaldırımların, şehir planlamasının, çöp toplamanın ve kamusal alanların ihmal edildiği bir mahallede giderek daha lüks bir ev inşa etmek bize olağan görünmeye başladı — tabii yaklaşan bir seçim yoksa.

Bu gerilim ekonomide yeni bir düşünce değil. John Kenneth Galbraith, The Affluent Society adlı çalışmasında, genişleyen özel tüketim ile geride kalan kamusal hizmetler arasındaki dengesizliğe dikkat çekmiş ve bunu “özel ihtişam ile kamusal sefalet” (private opulence and public squalor) arasındaki karşıtlık üzerinden tarif etmişti (Galbraith, 1958, ch. 18). Daha yakın dönemde Lansley (2023) de bu dengesizliği yeniden ele alarak ekonomik faaliyetin özel servet ve lüks tüketime doğru fazlasıyla kayabileceğini, buna karşılık kamusal hizmetlerin ve temel toplumsal ihtiyaçların geri plana itilebileceğini tartışıyor.

Kuzey Kıbrıs ise bu gerilime kendine özgü bir bağlam sunuyor. Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici fiyat enflasyonu yüzde 37,7 seviyesindeydi (KKTC İstatistik Kurumu, 2026); buna rağmen yukarıda sözünü ettiğim özel tüketim biçimleri oldukça görünür olmaya devam ediyor. Bunun olası açıklamalarından biri, araştırmacıların ‘gösterişçi tüketim’ ya da ‘statü tüketimi’ olarak tanımladığı olguda yatıyor olabilir. Veblen’in “maddi öykünme” (pecuniary emulation) kavramı, insanların kendilerini daha yüksek toplumsal statüde gördükleri kişilerle karşılaştırabildiğini ve tüketimi kendi konumlarını göstermek için kullanabildiğini öne sürer (Veblen, 1899). Pybus ve arkadaşları (2022) statü tüketimini, statü kazandıran ve onu sembolize eden ürünler aracılığıyla kişinin toplumsal konumunu yükseltmeye çalışması olarak tanımlıyor ve daha yüksek eşitsizliğin toplumsal konuma ve statü kaygısına verilen önemi artırabileceğini gösteren araştırmaları inceliyor.

Deneysel bulgular da görünürlüğün önemli olduğunu ortaya koyuyor: Banuri ve Nguyen (2023), satın alınan şeyler hem başkaları tarafından görülebildiğinde hem de statü ya da beceri göstergesi olabildiğinde tüketimin arttığını vurguluyor. Bu, elbette her pahalı alışverişin amacının başkalarına gösteriş yapmak olduğu anlamına gelmez. Ancak bazı toplumsal koşullarda bir nesnenin ne işe yaradığının yanı sıra, başkalarına ne anlattığının da onun değerinin bir parçası hâline gelebileceğini düşündürüyor.

Bir başka olası mekanizma ise “telafi edici tüketim” (compensatory consumption). Tüketim malları pratik işlevlerinin ötesinde psikolojik bir değer de taşıyabilir ve bazen kişinin statü, kimlik ya da öz-değer alanında hissettiği eksikliklere sembolik bir karşılık sunabilir (Mandel et al., 2017). Daha özel olarak Rucker ve Galinsky (2008), düşük güç hissinin statüyle ilişkili ürünlere daha fazla ödeme isteğini artırabildiğini göstererek statü tüketiminin kimi zaman hissedilen güç eksikliğini telafi eden bir işlev görebileceğini ortaya koyuyor.

Şüphesiz, bu kontrol meselesinin Kuzey Kıbrıs’a özgü ayrı bir boyutu da bulunmaktadır. Kuzeyin uluslararası hukuki statüsü ve içinde bulunduğu siyasi yapı göz önünde bulundurulduğunda, Özdemir (2026), Türkiye’ye olan bağımlılığın KKTC’nin egemenliğini kısıtladığını ve Türkiye’nin KKTC’nin iç siyasi, ekonomik ve kültürel işleyişi üzerindeki etkisini artırdığını savunmaktadır. Bu yaklaşım, ilişkinin bütün boyutlarını tek başına açıklamasa da, söz konusu güç ve bağımlılık ilişkilerinin belirli bir yönünü ele alan akademik bir çerçeve sunmakta ve kontrol meselesine önemli bir boyut ekler.

Elbette bu, Kıbrıslı Türklerin genel olarak kendilerini siyaseten güçsüz hissettiklerini ya da siyasi hayal kırıklığının lüks tüketime yol açtığını kanıtlamaz. Ancak şu soruyu sormamıza imkân verir: Eğer insanlar önemli kolektif sonuçlar üzerinde etkilerinin sınırlı olduğunu hissediyorsa, özel tüketim seçme ve kontrol etme gücünün en doğrudan hissedildiği alanlardan biri hâline gelebilir mi? Yolu ben düzeltemem; ama üzerinde hangi arabayı kullanacağımı seçebilirim. Telekomünikasyon sistemini ben değiştiremem; ama elimde hangi telefonun olacağını seçebilirim. Yaşadığım şehrin nasıl planlanacağı üzerinde çok az etkimin olduğunu hissedebilirim; ama kendi evimin duvarları içinde bambaşka bir dünya kurabilirim.

Yurt dışında yaşamak ve başka yerlerde gündelik hayatın nasıl işlediğini gözlemlemek, refah arttıkça sahip olduğumuz her şeyi sürekli en yenisiyle değiştirme ihtiyacının da kaçınılmaz olarak artacağı varsayımını sorgulamama neden oldu. Teknolojik gelişmişliğiyle sık sık örnek gösterilen Japonya da bu açıdan dikkat çekici bir örnek. Japonya Plak Endüstrisi Birliği’ne göre, üye şirketler 2024 yılında yaklaşık 104,5 milyon CD ve toplam 33,2 milyon müzik DVD’si ve Blu-ray üretmiştir (RIAJ, 2025). Japonya Dijital Ajansı ise floppy disk ve benzeri kayıt araçlarının kullanımını zorunlu kılan son düzenlemeyi ancak Haziran 2024’te kaldırmış; bundan önce aynı doğrultudaki 1.033 düzenlemeyi yürürlükten çıkarmıştı (Digital Agency, 2024).

Bunlar, teknolojik gelişmişliğin eski olan her şeyin hızla terk edilmesi anlamına gelmediğini gösteren küçük ama ilginç örneklerden yalnızca birkaçı. Dolayısıyla bir toplumun refah düzeyi ile sahip olunan şeyleri ne kadar sık yenilediği arasında basit ve kaçınılmaz bir ilişki kurmak zor.

Bütün bunların sonunda asıl mesele, belki de zenginliğin ne kadar görünür olduğu değil, ne kadarının ortak yaşama yansıdığıdır. Bir toplumda bireysel yaşam standartları yükselirken yolların, altyapının, kamusal alanların ve hizmetlerin aynı yerde kalması, refahın kendiliğinden kolektif bir iyileşmeye dönüşmediğini gösteriyor. Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası statüsü, ekonomik kırılganlığı ve dışa bağımlılıkları gibi göz ardı edilemeyecek yapısal sorunları olmakla birlikte, bunların varlığı her eksikliği kaçınılmaz ya da değiştirilemez kılmaz. Bu nedenle hangi sorunların dış koşullardan, hangilerinin ise öncelikler, yönetim ve hesap verebilirlikle ilgili tercihlerden kaynaklandığını ayırt etmek önemlidir.

Belki de bu yüzden mesele, insanların daha iyi bir araba, daha güzel bir ev ya da daha yeni bir telefon istemesi değil, bireysel olarak neyin ‘daha iyi’ olduğunu bu kadar iyi biliyorken, ortak yaşamımız için neden çok daha azına alıştığımız. Çukurlu yollarda lüks arabaların bize hatırlattığı çelişki de tam olarak burada yatıyor. Sahip olduğumuz şeylerde daha iyisini aramayı biliyoruz. Ama ne lüks bir araba altındaki yolu onarabilir ne de güzel bir ev duvarlarının dışındaki mahalleyi düzeltebilir.

Bir noktada kendimize şunu sormamız gerekir: Daha iyi şeylere sahip olmak gerçekten daha iyi bir hayata sahip olmakla aynı şey midir?

Kaynakça

Banuri, S. ve Nguyen, H. (2023) ‘Borrowing to keep up (with the Joneses): Inequality, debt, and conspicuous consumption’, Journal of Economic Behavior & Organization, 206, ss. 222–242. doi: 10.1016/j.jebo.2022.12.001.

Digital Agency (2024) ‘Scrapping of regulations governing the use of floppy disks and other recording media’, 19 Temmuz. Japonya Hükûmeti.

Galbraith, J.K. (1958) The Affluent Society. Boston, MA: Houghton Mifflin.

KKTC İstatistik Kurumu (2026) ‘Tüketici Fiyat Endeksi – Ağustos 2026’, 4 Eylül.

Lansley, S. (2023) ‘Rethinking “crowding out” and the return of “private affluence and public squalor”’, The Political Quarterly, 94(3), ss. 377–383. doi: 10.1111/1467-923X.13297.

Mandel, N., Rucker, D.D., Levav, J. ve Galinsky, A.D. (2017) ‘The compensatory consumer behavior model: How self-discrepancies drive consumer behavior’, Journal of Consumer Psychology, 27(1), ss. 133–146. doi: 10.1016/j.jcps.2016.05.003.

Özdemir, Y. (2026) ‘The illusion of sovereignty in the TRNC: The AKP regime in Turkey and changing dynamics in the de facto state in Cyprus’, Mediterranean Politics, 31(3), ss. 475–503. doi: 10.1080/13629395.2025.2459557.

Pybus, K., Power, M., Pickett, K.E. ve Wilkinson, R. (2022) ‘Income inequality, status consumption and status anxiety: An exploratory review of implications for sustainability and directions for future research’, Social Sciences & Humanities Open, 6(1), 100353. doi: 10.1016/j.ssaho.2022.100353.

Recording Industry Association of Japan (RIAJ) (2025) RIAJ Year Book 2025. Tokyo: Recording Industry Association of Japan.

Rucker, D.D. ve Galinsky, A.D. (2008) ‘Desire to acquire: Powerlessness and compensatory consumption’, Journal of Consumer Research, 35(2), ss. 257–267. doi: 10.1086/588569.

Veblen, T. (1899) The Theory of the Leisure Class: An Economic Study in the Evolution of Institutions. New York: The Macmillan Company.

What did you think of this article?

Ad space (728x90) – supports Cylingo & CyTopic

Want to share your own story? Visit 'Write With Us' on the homepage