İçeride Ama Dışarıda: Küçük Toplumlarda Önyargı ve Kabul Mücadelesi
Yazıma başlamadan önce belirtmek isterimki yapıcı eleştiriler bireyleri ve toplumları, geliştirir; ayrıca kimse eleştirilemez olmadığından dolayı bir vatansever olarak bu yazıyı seve seve yazıyorum ve umarım ki kendimde dahil olmak üzere herkes bir özeleştiri yapma fırsatı bulur.
Bu yazı, 22 Ocak 2025'te "SKYPE" adlı çevrimiçi bir platformda yapıldı. Tek oturumdan oluşan çevrim içi görüşmenin süresi 37 dakika 42 saniyeydi.
Toplumumuzda, diğer tüm toplumlarda olduğu gibi, bir çok olumlu kültürel normlar olduğu kadar zararlı (toksik) normlar, ve algılar da mevcuttur.
Kıbrıs’daki toplumun çevresindeki toplumlardan en büyük farkı, coğrafi ve demografik olarak görece küçük bir toplum olmasıdır.
Siyasi ve demografik olarak sindirilmemek için daha korumacı refleksler geliştiren bir toplum olmamız oldukça doğal ve beklenen bir sonuç olarak kabul ediyorum fakat zaten halkının ortak çıkarlarını ve değerlerini Kabul etmiş kişileri dışlamak ciddi bir ırkçılık, mantıksızlık ve potansiyel insan kaynağının israfıdır.
Bu durumun asla, ben daha Kıbrıslıyım, sen yarımsın, sen Ada’da doğmadın… diye saf ırklık yarışına devam edemeyeceğini en çokda birbirimize destek olmamız gereken bugünlerde anlamamız gerekmektedir.
Kıbrıs halkının çıkarlarını savunan samimi birini diğer yarısından veya burada doğup doğmaması üzerinden dışlamak yanlzıca iyiliğimizi istemeyenlerin işine gelir.
Genelde küçük ve izole toplumlarda görülen yaygın bir fenomen olan, bu durum bireyleri, fiziksel olarak değilsede algısal olarak dışlayan bir düşünce setine sahip olma iter, ister köylere istersede şehirlere gidelim, maalesef Ada’daki iki toplumunda gerçeğidir.
Yarı Kıbrıslı, yarı Kürt kökenli biri olarak buna maruz kalanlardan sadece biriyim.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nde yaşayan ve Rumca konuşan bir Kıbrıslı olan Profesör Doktor Vassilios Vassiliadis. de bu durumu yaşamış kişilerden yanlızca biridir.
Bu yazımda, onun hayatı boyunca bitmek bilmeyen zorluklarını inceleyeceğiz.
Kendisi, Aralık 1966'da Lefkoşa'da doğmuş, hayatı savaş, sürgün ve sistematik ayrımcılıkla şekillenmiş bir bireydir.
Yolculuğu, Mağusa’da geçen standart bir çocukluk ile başlar; farklı ülkelerde sürgün edilmiş ve hayatının ilerleyen dönemlerinde Kıbrıs’a geri dönme kararının, zaten zor olan yaşamına daha fazla zorluk getireceğini bile bile geri dönmüştür.
Dr. V.'nin babası, İsrailli bir şirkette inşaat mühendisi olarak çalışmış ve turistik altyapı projelerini denetlemiştir.
Babasının görevi, o dönemde yeni yeni genişleyen "Maraş" şehrinin gelişimini denetlemekti.
Uzmanlığına rağmen, Mısır Yunanı kökeni nedeniyle ekonomik ayrımcılıkla karşı karşıya kalmıştır.
Dr. V., "Babam birçok işe daha uygun olmasına rağmen sürekli olarak göz ardı edildi ve düşük ücretlendirildi" diye ekledi.
Bu sistemsel dışlanma, onların mali istikrarlarını sağlamalarını engellemiş ve bir ev satın almalarını bile zorlaştırmıştır.
Babası, "Süveyş Kanalı, Kıbrıs’taki İngiliz subaylarının ikametgâhları ve Lefkoşa Havaalanı’nda baş mühendislik görevleri" gibi projelerde çalışarak kapsamlı deneyimler kazanmıştır.
Ancak, adadaki yabancılara karşı önyargı nedeniyle pek fazla fırsat bulamamıştır.
1974’te yaşanan olaylar nedeniyle, ne yazık ki hayatının kaderi sonsuza dek değişmiştir.
Küçük bir çocuk olarak politikadan habersizdi, ancak sekiz yaşındayken Makarios'a karşı yapılan darbe hakkındaki tartışmaları duyduğunda giderek artan gerginliği fark etmeye başlamıştı.
“darbeyi Yunan Cuntası ve esasen NATO” tarafından organize edildiğini düşündüğü anıları, diğer insanlar gibi belirsizlik ve korkuyla doluydu.
“ Kendi ülkesinde sürekli olarak dışlanan Dr. V., Kıbrıs’ı genellikle sıkı sıkıya bağlı ve içine dönük bir toplum olarak tanımlamış ve bunun, dışarıdan gelen kişilerin entegre olmasını zorlaştırdığını ifade etmiştir.
"Annemin ailesi bile beni kendilerinden biri olarak görmüyor" demiştir.
Röportajcı, "Hiç ırksal gerginliğe, dışlanmaya veya zorbalığa maruz kaldınız mı?" diye sorduğunda, “Zorbalık yoktu, ancak her zaman dışlanma vardı. Akademik ve profesyonel çevrelerde yüksek düzeyde dışlanma olduğunu fark ettim" diye yanıtlamıştır.
"Niteliklerime rağmen Kıbrıs’ta benim için hiçbir zaman bir iş yoktu. Her zaman daha düşük bir iş deneyimine sahip başka birini işe aldılar. Cambridge Üniversitesi’nden emekli oldum sonrada Adaya geldim. Ailemle, arkadaşlarımla veya profesyonel ağlarımla yeniden bağlantı kurma girişimlerimin hepsi başarısız oldu."
Bu durum, aidiyetin genellikle liyakatten ziyade sosyal köken veya etnik kimlik ile belirlendiği küçük ve dar görüşlü topluluklardaki ayrımcılık kalıplarıyla uyumludur.
"Bugüne kadar bunu deneyimledim. 53 yaşında erken emekli oldum ve dört yıldır Kıbrıs’ta yaşıyorum. Herhangi bir iş kurma girişimim de engellendi. Toplumdan dışlanmış hissediyorum çünkü yalnızca etnik kimliğim nedeniyle değil, aynı zamanda hiçbir yakın çevrenin parçası olamadığım için” diye ekledi.
Karşılaştığı dışlanma, tam olarak ırksal değil; daha çok, hayatının çoğunu başka ülkelerde geçirmiş olması nedeniyle artık yerel halk tarafından yabancı olarak algılanmasından kaynaklandığına inanmaktadır.
"Sanırım beni hiçbir zaman Kıbrıslı olarak görmediler ve dürüst olmak gerekirse, ben de kendimi hiç Kıbrıslı hissetmedim."
Onun bütün bu deneyimleri, kültürel kökenleri ile toplumsal dışlanma gerçeklikleri arasında mücadele eden, yerinden edilmiş ve birden fazla etnik kökene sahip bireylerin kimlik sorunlarını gözler önüne sermektedir.
Dr. V., ailesinin evine dönme umutları sorulduğunda ise ne yazık ki şüpheciydi: "Benim ömrümde değil, belki bir sonraki nesilde." Diye yanıt Verdi.
Gerçekçi bir barışın ancak Kıbrıslıların herhangi bir dış müdahale olmadan müzakere etmesine izin verilerek sağlanabileceğine inanıyor.
Başka bir çatışma mağduruna ne tavsiye edeceği sorulduğunda ise, "Başka bir çatışma mağduruyla konuşabilseydim, onlara şunu söylerdim: Hikâyemi dinleyin ve mantıklı düşünün. İdeolojinin kimliğinizi şekillendirmesine izin vermeyin, savaş hayatınızı tanımlamadan önce kim olduğunuzu hatırlayın."
Bu sözleri ile, siyasi manipülasyonun bölünmelere ve savaşlara sebep olduğu İsrail’den Filistin’e ve Balkanlar’a kadar tüm dünyadaki çatışma mağdurlarına atıfda bulundu.
Dr. V.’nin hayatı, ayrımcılığın toplumlar arasındaki uzlaşmayı ve istikrarı nasıl engelleyebileceğini açıkça gösteren bir örnektir.